Piyes
Piyes
Ekleyen : admin Okunma : 708
Ekl.: 01-04-2014 Gün.: 01-04-2014

Bu Yazıda Neler Var

  • Piyes Tanımı
  • Piyes Nedir
  • Piyes Örnekleri
  • Üniversiteye Hazırlık Piyes Örneği
  • Pamuk Prenses Piyes Örneği
  • İlgili Yazılar

    01 | Tiyatro
    02 | Piyes
    03 | Feeri
    04 | Sahne
    05 | Skeç
    06 | Tiyatro Türleri
    07 | Melodram
    08 | Tiyatro Tarihi
    09 | Epik Tiyatro
    10 | Modern Tiyatronun Türleri
    11 | Piyes Nasıl Yazılır
    12 | Skeç Nasıl Yazılır
    13 | Tiyatro Topluma Ne Kazandırır

    Sponsorlu Bağlantılar

    Piyes Tanımı

    Alm. Theaterstück, Bühnenwerk (n), Fr. Piéce (f) (de théatre), İng. Play. Tiyatro oyunu. Sahne üzerinde ve bir seyirci topluluğu önünde, sanatçılar tarafından, hareketli olarak canlandırılacak nitelikte yazılmış olan yazılara tiyatro yapıtı ya da piyes denir.
     

    Piyes Nedir

    Piyes Tiyatro oyunu. İki veya daha fazla kişi tarafından oynanmak üzere yazılmış; genellikle sınırlı bir zaman içerisinde, dar bir çevrede geçen, bir olayı anlatan eser veya bu esere sadık kalarak sahneye konan oyun.
     
    Önceleri tiyatro oyunları, konularına göre trajedya (acıklı), komedya (güldürücü), dram (acıklı güldürü karışımı) olarak isimlendiriliyordu. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren hepsine birden piyes denmeye başlandı.
     
    Piyesler perdelere, meclis (tablo) lere ayrılır. Çoğunlukla üç perdelik olarak yazılırlar. Radyoda oynanmak üzere yazılmış piyeslere radyofonik piyes veya skeç denir.
     
    İlk Türk piyesi olarak Prof. Fahir İz'in Viyana Milli Kütüphanesinde tesadüf ettiği, üzerinde “Ketebe el Fakir İskerleç” ibaresi bulunan Vak'ayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Kefşer Ahmed (Pabuççu Ahmed'in Garip Vak'aları ve Sergüzeştleri kabul edilmektedir. Aynı kütüphanede bu piyesin Fransızca, Almanca, İtalyanca tercümeleri de mevcuttur. İtalyanca tercümesi 1809 tarihlidir. Piyesin vak'ası Bağdat'ta geçmektedir.
     
    1842'den itibaren Avrupalı yazarların piyesleri tercüme edilmeye başlanmış ve ilk olarak Molière'in Bourgeois Gentilhomme ve Malade İmaginaire Hastalık Hastası tercüme edilmiştir. Batı piyeslerine benzeyen ikinci oyun, Abdülhak Hamid'in babası Hayrullah Efendi tarafından yazılmış olan Hikaye-i İbrahim Paşa ile İbrahim-i Gülşeni'dir. Bu yıllarda gazetelerde tiyatro ile ilgili yazılar yayınlanmaya başlamıştır. Ayrıca 1860'ta batı tarzında Türk komedyasını kurmak gayesiyle Şinasi'nin ortaoyunundan faydalanarak yazmış olduğu Şair Evlenmesi de ilk piyesler arasında sayılabilir.
     
    Namık Kemal Vatan Yahut Silistre isimli bir oyun yazmıştır. Bu oyun çok Ünlüdur. Necip Fazıl'ın 1940'ta yazdığı Sabırtaşı isimli piyesiyle Reis Bey, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Künye, Abdülhamid Han, Tohum önemli olanlarıdır

    Piyes Örnekleri

    Üniversiteye Hazırlık Piyes Örneği

    (SKEÇ-Komedi)
    Üniversiteyi hedefleyen bir gençle bu yolun başında, koşmadan yorulan bir gencin karşılaşması ve kıyaslanması üzerine...

    Mustafa: Nerde kaldı bu kız da ya! İşte geliyor. Şimdi bununla tanışmak farz oldu. (Ellerini kaldırır.) Hey büyük Allah'ım! (kızı göstererek) Böyle güzellikleri yaratıyorsun ve bana haber vermiyorsun. Oluyor mu yani? (Kıza bakarak) Allah Allah, bu bir insan olamaz yahu. Bu, başka türlü bir yaratık olmalı. Hayır hayır, bu kesinlikle bir insan olamaz. Ya benim şimdiye kadar gördüklerim insan değildi ya da bu, insan değil. Ortada bir terslik var. Ulan yoksa ben mi insan değilim? (telefon çalar) Hayret bir şey! (Telefonu açar.) Alo! Ha aslanım, şu anda iz üstündeyim. Birisiyle tanışmak üzereyiz. Daha tanışmadık. Kız tanışmak için can atıyor da ben soğuk davranıyorum. O şimdi karşımda. Tren bekliyor. Buradan tren geçmiyor mu? Ben de biliyorum. Zaten ben dolmuş bekliyorum. Daha tanışamadık da evlenince balayına Kanarya Adaları'na gitmeyi düşünüyoruz. Tabi, o da kabul ederse. Herhalde üniversite sınavına hazırlanıyor, görünüşü öyle. Duyuşum, fazlaca inekmiş, ama ben onu evcilleştiririm. Sen dolmuşçuya söyle, geç gelsin. Yok yok, hatta bir yerde kaza falan yapsın, hiç gelmesin. Görüşürüz...

    Mustafa: Siz de mi dolmuş bekliyorsunuz?

    Kız: Evet.

    Mustafa: Aman Allah'ım, bu konuşabiliyor. Konuşuyor, konuşuyor!

    Kız: Efendim, anlamadım.

    Mustafa: Ben de dolmuş bekliyorum. Ne güzel, ikimiz de bir dolmuşu bekliyoruz. Dolmuştaki şansa bak. İnşallah bu dolmuş iyice dolmuştur da bizi almaz.

    Kız: Dolmuş çok gecikir mi? Dershaneye geç kalacağım da.

    Mustafa: Yok, birazdan gelir. Bizim dolmuşun şoförü kör de dolmuşu yandaki adam kullanıyor. Onun için biraz geç geliyor.

    Kız: İlginç, o nasıl oluyor öyle?

    Mustafa: Valla, ben de bilmiyorum, öyle duydum. Siz de mi Eminönü'ne gidiyorsunuz?

    Kız: Hayır, ben oraya gitmiyorum.

    Mustafa: Öyle mi, ne tesadüf. Ben de oraya gitmiyorum. Nereye gidiyorsunuz?

    Kız: Niçin sordunuz?

    Mustafa: İzninizle ben de oraya gideceğim de.

    Kız: Ben dershaneye gidiyorum.

    Mustafa: Dershaneye mi ne güzel! Dershaneyi bitirince ne olacaksınız?

    Kız: O ne demek?

    Mustafa: Bizim arkadaşlar dershanenin birine yıllardır gidiyorlar ve üstelik hala aynı sınıftalar.

    Kız: Dershane bizim için bir basamak. Amacım, iyi bir üniversiteye girerek geleceğe güvenle bakmak.

    Mustafa: Üniversiteyi bitirenler hep boş geziyorlar ama. Boş gezmek için üniversite bitirmeye gerek yok. Bak, ben üniversite bitirmediğim halde gayet boş gezebiliyorum.

    Kız: İyi bir üniversiteyi veya iyi bir bölümü bitirenler boş gezmiyorlar. Siz nerde okuyorsunuz?

    Mustafa: Ben liseyi bitirdim.

    Kız: Üniversite sınavına girdiniz mi?

    Mustafa: Evet girdim. Üstelik kazandım bile.

    Kız: Nereyi kazandınız?

    Mustafa: Açıköğretim Fakültesini kazandım. Ama babam uzak diye göndermedi.

    Kız: Benimle dalga geçmeye çalışıyorsunuz herhalde!

    Mustafa: Hayır, dalga geçtim bile.

    Kız: Öyle mi? Senin adın Zeki mi?

    Mustafa: Evet ama o göbek adım. İsterseniz tanışalım. Çünkü adını bilmediğim bir insanla evlenmemi kimse benden bekleyemez, değil mi? Ayrıca, benim adım “Musti”, ama siz kısaca “Mustafa” diyebilirsiniz.

    Kız: (Biraz bekler, şaşırmıştır.) Bir dakika sayın “kısaca Mustafa Bey”, evlilikle ilgili söylediklerinizi tam anlayamadım da.

    Mustafa: Tabi, kusura bakmayın. Evlilik ağzımdan kaçtı. Eeee, balayı diyecektim evlilik dedim. Balayına Kanarya Adaları'na gideriz, olmaz mı? Ben gittim, pek beğenmedim ama senin için bir daha giderim.

    Kız: Siz ne evliliğinden bahsediyorsunuz? Kiminle balayına gidiyorsunuz?

    Mustafa: Seninle. Ama gitmek istemiyorsan ben de gitmem.

    Kız: Bakın “kısaca Mustafa Bey”, ne demek istiyorsun anlamıyorum, ama iki dakika önce görüştük, tanışmıyoruz bile. Sen evlilikten bahsediyorsun.

    Mustafa: Niye, ne var ki? Zaman bunu gerektiriyor. Siz gazete okumuyorsunuz herhalde. Bakın millet akşam tanışıp evleniyor, sabah boşanıyor. Üstelik bunlara sanatçı deniyor. Bizim onlardan ne eksiğimiz var? Üstelik fazlamız var. Mesela ben lise mezunuyum.

    Kız: Haklısınız da ben kendime onları örnek almıyorum. Benim ideallerim var. Onları gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmüyorum.

    Mustafa: İdealleriniz var demek? Çok iyi, sizin idealiniz ne acaba?

    Kız: Benim idealim fizikçi olmak.

    Mustafa: Çok güzel. Bu fizikle ancak fizikçi olunur zaten.

    Kız: Sizin işiniz gücünüz yok mu Allah aşkına?

    Mustafa: Şu anda aslında çalışıyorum ben.

    Kız: İşiniz ne?

    Mustafa: Babamın parasını yemek.

    Kız: Aaa! Siz de geleceğe boş gözlerle bakanlardansınız herhalde. Bir amacınız, idealiniz yok.

    Mustafa: Olur mu ya! İdealim var.

    Kız: Neymiş o?

    Mustafa: Babamın ölmesini bekliyorum. O ölünce mirasa konacağım. Sonra da gel keyfim gel!

    Kız: Çok boş birisiniz.

    Mustafa: Evet çok boşum. Zaten birisini arıyorum. Ha, adınızı söylemediniz.

    Kız: Etiketler önemli değildir.

    Mustafa: Olur mu canım? İsminizi bilmezsem cep telefonunuzu ne adıyla kaydedeceğim? “Sapık” diye kaydedemem herhalde. Konuşmayız, sürekli mesajlaşırız. O daha ucuza gelir.

    Kız: Benim cep telefonum yok. İhtiyacım da yok.

    Mustafa: Yapma ya, ne kadar üzücü bir durum.

    Kız: Bu dolmuş da nerde kaldı?

    Mustafa: Dolmuşu ne yapacaksınız ki? Gelmese de olur. Ne güzel konuşuyoruz.

    Kız: Hayır, siz salak salak konuşuyorsunuz, ben de dolmuş gelinceye kadar dinliyorum.

    Mustafa: Şu anda tanışmış olmamız gerekiyor, ama hala olmadı.

    Kız: Niye tanışmış olmamız gerekiyormuş ki?

    Mustafa: Bütün Türk filmlerinde öyle oluyor da onun için. Ama bir eksik var. Siz hızlı hızlı gelirken çarpışacağız. Sonra elinizdeki kitaplar yere düşecek, onları birlikte toplayacağız. Bu şekilde tanışmış olacağız. Bu kısım eksik, istersen çarpışalım.

    Kız: Allah'ım çattık belaya ya! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Dolmuş kaldı bir yerde zor gelir artık. İstersen bir şiirimi okuyayım sana. Şiir benim ha, kendi ellerimle yazdım.

    “Ellerinde kitaplarla dolmuş beklersin,

    Dertlerime yenilerini eklersin.

    Babam ölsün de gör.

    Seni hemen alıp kaçarım.”

    Sonu pek uymadı, ama neyse, her güzelin bir kusuru vardır.

    Kız: Allah'ım kafayı yemeden şu dolmuş gelseydi.

    Mustafa: Sıkıldın herhalde. Sana bir şiir daha okuyayım.

    Kız: Allah aşkına artık tamam!

    Mustafa: Ama bu şiir benim değil, büyük bir İngiliz şairin.

    Kız: (Şaşırır) Öyle mi? Oku bakalım.

    Mustafa: “Good evening

    Welcome to BBC news

    And now today's”

    Nasıl güzel, değil mi?

    Kız: Şiir bu mu?

    Mustafa: Evet.

    Kız: Bu, İngilizce: “İyi akşamlar, BBC haber bültenine hoş geldiniz. Şimdi bugünün haberleri.” demek.

    Mustafa: Yok ya! Demek yanlış şiiri ezberledik. Bu şiiri komşunun radyosundan duymuştum.

    Kız: Allah'ım bana sabır ver! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Sıkıldınız herhalde. Neyse zamanla alışırız birbirimize.

    Kız: Ne alışması ya? Sizinle bu dünyada bir daha karşılaşmamak için öbür dünyaya, hatta cehenneme gitmeye bile razıyım.

    Mustafa: Valla, oraya da gelirim.

    Kız: Allah aşkına yeter! Nerde kaldı bu dolmuş ya?

    Mustafa: Sonuç olarak benim hakkımda edindiğiniz izlenim nedir?

    Kız: Bak kardeşim, sizi tanımıyorum, tanımak da istemiyorum, ama sizin hakkınızda edindiğim izlenim şu: Eğer siz dünyaya daha önce gelmiş olsaydınız “aptal” kelimesi sözlüklerde olmazdı.

    Mustafa: O niye?

    Kız: Çünkü “aptal” kelimesi hiçbir insana senin kadar yakışmaz.

    Mustafa: Sen bana aptal demeye çalışıyorsun, ama yazık, üzüldüm yani.

    Kız: Allah Allah, bu dolmuş nerde kaldı?

    Mustafa: Ne yapacaksın dolmuşu? Ne güzel muhabbet ediyoruz. Ha, senin baban ne iş yapıyor?

    Kız: Ne yapacaksın?

    Mustafa: Benim babam senin babanı döver de onun için sordum.

    Kız: Benim babam komiser.

    Mustafa: Yok ya! Gerçekten mi? Zaten benim babam da cumhurbaşkanıdır kendisi.

    Kız: İstersen araştır bak.

    Mustafa: Hadi ya! Desene sert kayaya çarptık. Başımızı belaya sokmayalım bari. Allah Allah, nerde kaldı bu dolmuş ya!

    Pamuk Prenses Piyes Örneği

    Okuyucu:-Çok eski zamanlarda bir kralın güzel bir kızı dünyaya gelmişti.
     Bu kızın kar gibi teni,kan gibi kırmızı yanakları ve dudakları,sapsarı saçları vardı.
     (Prenses sahneye çıkar)
     Bu yüzden bu küçük kıza annesi’’KAR BEYAZ’’adını vermişti.Ama herkes ona
    ‘’PAMUK PRENSES’’diyordu.
     Ne yazık ki kısa zaman da annesi ölmüş,bir zaman sonra da kral,başka bir kadınla
    Evlenmişti.(Kraliçe sahneye çıkar.)
     Yeni kraliçe çok güzel,fakat çok kibirli ve çok kıskançtı.Hiç kimsenin
    kendisinden güzel olmasını istemezdi.
     Aynı zaman da bir büyücü de olan bu kraliçenin, bir aynası vardı.
    Aynanın karşına geçip sık sık sorardı.
    -Ayna ayna söyle bana,Dünya da benden daha güzel kim var?
     Ayna-Elbette en güzel sensin kraliçem.

    (1.)SAHNE
     Kraliçe:Söyle bakalım sihirli ayna,Dünya da benden güzel kim var?
     (Dışarıdan bir ses)
     Ayna: Elbette sen güzelsin kraliçem,fakat şimdi,Pamuk Prenses senden daha güzel oldu.
     Okuyucu: Bu cevabı alan kraliçe çok sinirlendi ve pamuk prensesi hemen yok etmeyi düşündü.
     Hemen sarayın avcısını çağırdı.
     (Avcı girer)
     Kraliçe:Gel bakalım avcı başım.Sana emrediyorum.Pamuk Prensesi ormana götürüp öldüreceksin.
     Avcı:Baş üstüne Kraliçem!
     Okuyucu:Avcı başı Pamuk Prensesi öldürmeye kıyamadı.Onu ormanda bırakıp geri döndü.
     Avcı:Beni affet Prensesim,o kadar güzel ve o kadar iyisin ki seni öldüremem.Tanrı seni korusun!
     ( 2.)SAHNE

     (Pamuk Prenses sahnede dans ederek dolaşır.Satıcı kadın yavaş yavaş içeri girer.)
     Satıcı:Güzel kızım, senin gibi güzel eşyalarım var.Bakmak ister misin?
     Prenses:Çekil başımdan.Ben hiçbir şey almayacağım.
     Hem ben kimseyi içeri alamam.
     Satıcı:Ama bunları çok seveceksin.Hele şu tarak ne güzel bak!
     Prenses:A aaa...Çok hoşuma gitti.Bu tarağı deneyebilir miyim?
     Satıcı:Ah evladım,dur ben saçına takayım.
     (Satıcı kadın tarağı prensesin saçına takınca prenses bayılır.)
     Satıcı:Ey güzeller güzeli. Şimdi işin tamamlandı. Dünyanın en güzeli artık sensin kraliçem.(Kahkaha atarak uzaklaşır.)
     
    (3.)SAHNE
     ( 7 cüceler “Baltalar” şarkısını söyleyerek ormandan dönerler:Oynaya oynaya tek sıra olurlar. Dönerken prensesi görüp ağlamaya başlarlar. İçlerinden biri tarağı görür,yavaşça çıkarır atar. Prenses yavaş yavaş ayılmaya başlar. Cüceler prensesin etrafına dizilir ve şiirlerini okurlar.)

    PAMUK PRENSES:
     Ben Pamuk Prenses,
     Masallar ülkesinde dolaşırım,gezerim.
     Uyuyan çocukların rüyasına girerim.
     Her çocuk beni tanır,
     Cücelerim ve hayatım her dilde anlatılır.
     
    NEŞELİ:
     Neşeliyim neşeli
    Herkes gülmeli,eğlenmeli.
    Ben sildim gözlerinden,
    Pamuk prensesin kederini

    UTANGAÇ:
     Utanırım,sıkılırım,
    Cüce olduğuma ağlarım.
    Pamuk prenses yanıma gelince;
    Kendimi bir dev sanırım.

    UYKUCU:
     Uykucuyum uykucu,
     Kırmızıdır burnumun ucu.
     Pamuk prenses geldiğinden beri,
     Gitmiyor gözlerimden uyku.
     
    BİLGİN:
     Benim adım Bilgin Dede,
     Okuyorum gündüz gece.
     Hiçbir kitapta görmedim,
     Pamuk prenses gibi ECE.



    
    ..:: Online Uyeler ::..
    
    Bi soru sor